Kategoriler
Genel Merkez Açıklamaları

Sahi Biz Ne Zaman İnsanlığımızı Yitirdik!

Türk milleti olarak, bizi diğer milletlerden ayıran en büyük özelliğimiz; savaş gibi, doğal afet gibi olağanüstü şartlarda göstermiş olduğumuz birlik, beraberlik ve dayanışma örneğidir.

 

Hal böyle iken, Elazığ’da 24 Ocak’ta meydana gelen ve 41 vatandaşımızın yaşamını yitirdiği 6,8 büyüklüğündeki depremin ardından telafisi mümkün olmayan hak kayıplarına uğrayan ve mağduriyetlerinin giderilmesi için #SahipsizElazığ hashtag’i ile Twitter’da kampanya başlatan vatandaşlarımıza, sorunları çözmekle sorumlu olması gereken bir milletvekili (AKP Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ) “Gitsinler kan tahlili yaptırsınlar”, “’İhanet 19 virüsü var onların kanlarında” diyerek hakaret etmiştir.

 

Yine daha önce milletvekilliği de yapmış olan CHP’li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın koronavirüsten vefat eden vatandaşlarımızla ilgili söylediği ve kan donduran ‘Bir ayağı çukurda olan insanlardı’ ifadeleri kabul edilemez.

 

Sayın milletvekili ve belediye başkanı, başta hedef aldıkları vatandaşlarımız olmak üzere tüm milletimizden özür dilemelidir. Bu ifadeleri kullananlarla ilgili olarak, Ak Parti ve CHP Genel Başkanı da gereğini yapmalıdır. Hiç kimse vatandaşına bu şekilde hakaret edemez.

 

Gelecek Partisi

 

Yerel Yönetimler ve Şehircilik Başkanlığı

Kategoriler
Genel Merkez Açıklamaları Haberler

Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesi

Tunceli ili Ovacık ilçesi sınırları dahilinde doğan ve Munzur nehrinin kaynağı durumunda bulunan Munzur Gözeleri, 17.07.2003 tarihinde Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu kararı ile 1. derece doğal sit alanı olarak ilan edilmiş ve uluslararası sözleşmeler ile de koruma altında alınmıştır.

 

Gerek Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kanunu ve gerekse de 1.derece doğal sit alanı statüsüne sahip Munzur Gözelerinin, bitki örtüsüne ve doğal değerlerine hiçbir eylemde bulunulmaması gerektiği halde, Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesinin ihalesi Tunceli Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 02.06.2020 tarihinde yapılmış olup 1.derece doğal sit alanı sınırları içinde çeşitli inşaat işlemlerine başlandığı görülmüştür.

 

Rekreasyon Projesi kapsamında; kamp alanları, otopark, büfe, stant alanları, WC, kesimhane, arıtma tesisi, yürüyüş parkuru gibi yapılar planlanmaktadır. Gelinen aşamada Munzur Gözelerinin ve kaynaklarının 1.derece doğal sit alanında olduğunu belirterek korunması için mevzuatta belirtilen tüm tedbirler alınmalıdır.

 

Munzur Gözeleri Rekreasyon Projesi ihalesi yapılmadan evvel 2872 Sayılı Çevre Kanunu‘nun 10. Maddesiyle “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi” ile ilgili konuya ilişkin usûl ve esaslar, yönetmelikler çerçevesinde projenin analiz edilmesi gerekirken anılan sürecin işletilmediğini görmekteyiz.

 

Munzur Gözeleri, Aleviler açısından kutsal ziyaret mekanlarıdır ve binlerce yıl doğal dokusu korunmuştur. Munzur Gözelerinde planlanan bu yıkım projesi bölge insanının inancına, kültürüne, geçmişine ve geleceğine müdahaledir. İnançsal değerleri olup ve kutsal sayılan ziyaret yerlerinin geleceğe yönelik kararları o toplumun hassasiyetleri yok sayılarak alınamaz ve hayata geçirilemez. Doğanın ve Çevre dokusunun bozulmaması ve tahrip edilmemesi açısından ortak aklın egemen kılınması elzemdir.

 

Diğer yandan kent için önemli değere sahip olan Munzur Gözelerinin Sivil Toplum Kuruluşlarına danışılarak yapılması, ekolojik dengenin öngörülmesi, kanaat önderlerinin rızalığının alınması Munzur Gözelerine yapılacak projenin geleceği açısından daha doğru bir noktaya ulaşacağını belirtir ve halkın hassasiyetlerini önemsediğimizi bu hususta yanlarında olduğumuzu kamuoyunun da bilgisine sunarız.

 

Gelecek Partisi

 

Yerel Yönetimler ve Şehircilik Başkanlığı

Kategoriler
Genel Merkez Açıklamaları Haberler

Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğüne İlişkin Sorularımız

4 Haziran 2018 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde 500 personelin görevlendirildiği Ankara Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü kurulmuştu. Ülke genelinde gerçekleşen toplumsal etkinlik ve olaylarda Ankara Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğünün iki yıl içerisinde gösterdiği yüksek performansı ve verimliliği önüne sürülerek, bu defa 20 Ağustos 2020 tarihli ve 2844 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile İstanbul ilinde de 500 personelin görev alacağı Takviye Hazır Kuvvet Müdürlüğü’nün kurulduğu öğrenilmiş bulunmakta.

 

Bu kararların alınmasında devlet büyükleri ile siyasi parti liderlerinin programları, spor müsabakaları, geniş katılımlı eylem ve etkinlikler öncesi, esnası ve sonrası ile doğal afetlerde güvenlik önlemi almada, takviye güçlere ihtiyaç olduğu ifade edilmiştir.

 

Ancak, toplumsal ihtiyaçlara dönük bu açıklamalar, bu kararlar ile idari yapımızda olmayan yeni durumların ortaya çıkmış olması gerçeğini değiştirmemektedir. Kamuoyunda bazı istifhamların ve soru işaretlerinin oluşumunu engelleme amacıyla yetkililerden tatmin edici açıklamalar beklenmektedir:

 

Cumhurbaşkanlığı Tarafından Cevaplanmasını Beklediğimiz Sorular

 

Takviye Kuvvetlerin kuruluşu anayasal ve hukuki midir? Neden Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle değil de, Cumhurbaşkanı kararıyla oluşturulmuştur?

Takviye Kuvvetler Müdürlüğü çok rahatlıkla İl Emniyet Müdürlüğü bünyesinde kurulabilecekken, neden doğrudan Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlanmıştır. Dolayısıyla direkt merkeze bağlanmasındaki amaç nedir?

Böyle bir yapı il idaresi kanununa ve polis vazife ve selahiyetleri kanununa uygun mudur?

Bu kanunlara göre Emniyet Genel Müdürlüğü’nün İl teşkilatları, İl valisinin gözetimi ve denetiminde İl Emniyet müdürlükleri olarak teşkilatlanmıştır. Ancak Cumhurbaşkanı kararıyla idari yapımızda olmayan yeni bir durum ve yapı ortaya çıkmıştır. Bu durum kurumlar hiyerarşisi açısından sakınca oluşturmayacak mıdır? Direkt merkeze bağlanmasındaki amaç nedir?

Bu yapı hangi kurum tarafından denetlenecektir?

Gelecek Partisi

 

İç İşleri Politika İzleme Kurulu

Kategoriler
Genel Merkez Açıklamaları Haberler

Pandemi Sürecinde Eğitim

Pandemi dünyada okul yaşındaki nüfusu çeşitli şekillerde etkilemiştir. Bu etki sosyo ekonomik gelişmesi yüksek olan ülkelerde daha az sosyo-ekonomik gelişmesi düşük olan ülkelerde daha fazla olmuştur. Pandemi nedeniyle eğitim bütün dünyada 2019-2020 akademik yılının ikinci yarıyılında yüz yüze değil online eğitimle yapılmıştır. Online eğitime hazır olan ülkeler ile olmayanlar arasında var olan eşitsizlikler artmıştır. Ülkeler ve bölgeler arasındaki bu eşitsizlikler online eğitimden beklenen faydayı maalesef azaltmıştır. Pek çok bilim adamının ifade ettiği gibi pandeminin kısa sürede bitmesi mümkün değildir. Kabul gören görüş aşı ve ilaç bulunsa bile pandeminin etkisinin 2021 yılının sonlarına kadar devam edeceğidir.

 

Ülkemiz için de durum farklı olmamıştır. MEB hem internet tabanlı Eğitim Bilişim Ağı (EBA) hem de üç TV kanalını kullanarak lise ve altı eğitim kademeleri için ders içerikleri sağlamış, ancak EBA’dan internet altyapısı ve bilgisayarları olanlar faydalanabilmiştir.

 

Üniversitelerde de benzer sorunlar yaşanmıştır. YÖK, başta online eğitime razı değilmiş mesajı verirken kamuoyunun baskısı ile pozisyonunu değiştirmiş ve bütün üniversitelerin online eğitime geçmesini desteklemeye başlamıştır. Ancak online eğitime hazırlık bakımından üniversiteler arasında ciddi farklılıklar bulunmaktadır.

 

Mevcut durum şudur:

 

Temel eğitimdeki öğrencilerin bir kısmının internete ulaşım imkanı ve bilgisayarı yoktur ve virüsün etkili olmaya başladığı Mart ayından beri bu sorunun çözümü için bir çalışma yapılmamıştır.

Üniversiteler eğitimin online şeklinde verilmesine eğilmiş ve aralarında yardımlaşmaya gitmişlerse bile sorun tatminkar bir şekilde çözülememiştir.

Tamamen bitmesi 2021 yılı sonun bulacağı tahmin edilen pandemi sürecinde üniversitelerde eğitimin nasıl yapılacağı hususunda dünyada virüsün yayılma durumuna göre üç alternatifin olduğu bilinmektedir: Yüz yüze, online ve karma (hibrit) öğretim.

 

Üniversite seviyesinde çoğu online olmak üzere karma eğitim kullanılması makul görülmektedir. Gerekli koruyucu tedbirler (küçük gruplar, mesafe, maske, havalandırma, ateş kontrolü, kısaltılmış ders saatleri vb) alındığında yükseköğretimde yeni yılın ikinci döneminde yüz yüze eğitim başlayabilir. Ancak virüsün yayıldığı şu günlerde ilk dönemin en azından karma eğitim olarak yapılması bir zorunluluk olarak gözükmektedir.

 

Bütün bu zorluklar içerisinde orta öğretimde öncelikle LGS ve YKS’ye girecek sekizinci ve on ikinci sınıf öğrencileri özellik arz etmektedir. Bu sınıflardaki öğrenciler pandemi dolayısıyla yedinci ve onbirinci yıllarının ikinci yarı yıllarını online eğitimle geçirmiş ve performansları tam ölçülmeden bir üst sınıfa geçirilmiştir. Kaliteyi yükseltmenin altın kuralı bir önceki sınıfın materyalini öğrenmeden öğrencileri bir üst sınıfa geçirmemektir. Bu kural pandemi yüzünden fazlasıyla aşındırılmıştır. LGS ve YKS’de yalnız yüz yüze işlenen materyalden sorumlu tutulmaları bir adalet sağlamakla birlikte, ikinci dönemin materyalini gerçekten öğrendikleri anlamına gelmez. Tam öğrenilemeyen bu materyalin virüsün etkisinin devam ettiği bu dönemde ne zaman ve nasıl telefi edileceği belirsizdir.

 

Virüs yayılmasının hız kazandığı şu günlerde en mantıklı çözüm LGS ve YKS’ye girecek öğrencilere öncelik vermek olacaktır. Her okulda sayıca az oldukları için birbirinde 1,5 metre uzaklıkta tek kişilik masalarda oturmak, sınıfları daima havalandırmak, maske takmak, grupla yapılan faaliyetleri azaltmak, süresi kısaltılmış ders saatleri uygulamak ve şüpheli görünen öğrencilere test yapmak şartıyla bu iki gruptaki öğrencilere yüz yüze eğitim verilebilir. Diğer sınıflar için, eğer zorunluluk varsa, bazı dersler (matematik, fen dersleri ve varsa uygulamalı dersler) yüz yüze, diğer teorik dersler ise online verilebilir. Sınıfların küçültülmesi gibi başka bazı yöntemler düşünülse dahi büyük hazırlık ve değişiklik ve çok sayıda ilave derslik gerektireceği için bizim sistemimizde hemen uygulanmaları zordur.

 

Yüz yüze eğitim yapılması durumunda en kritik noktalardan biri de öğrencilerin virüsten nasıl uzak tutulacağıdır. Bunun bir okul bir de okul dışı yaşamla ilgili iki yanı var. Okul dışı yanı toplumun genelini ilgilendiren korunma yöntemlerini içermektedir. Okul dışında halkımızın korunmaya gerektiği kadar dikkat ettiğini söylemek zordur. Bu dikkatsizlik okullardaki öğrencilerin korunmasını da zorlaştıracaktır.

 

Devletin ve halkın koruma tedbirlerini yumuşatması, sorunun devam etmesine neden olmaktadır. Uzayan salgın özel öğretim kurumları ve vakıf üniversitelerini de zor durumda bırakmaktadır. Virüsün yayılma hızına bağlı olarak 21 Eylül’den sonra da bir erteleme olursa birçok kurumun ciddi zarar göreceği açıktır. Bazı velilerin kayıt sildirmeye başladığı haberleri medyada yer almaktadır. Bu kurumlarda çalışan birçok öğretmen ve personel bu nedenle çok tedirgindir. Devlet tarafından özel okulların durumu geniş çerçevede ele alınarak alınacak önlem destek mekanizmaları acilen yürürlüğe sokulmalıdır. Bu yıla mahsus olmak üzere devletin özel okul ve vakıf üniversitelerine yardımı zaruri görünmektedir.

 

Sonuç

Virüsle mücadeleyi daha etkili şekilde yürütebilmek için bazı prensipler ve politikalar üzerinde anlaşmak gerekmektedir.

 

Öncelik toplumdaki hızlı virüs yayılmasını önlemek olmalıdır. Bunu sağlamak için derhal karantina önlemleri dahil alınması gereken tedbirler Bilim Kurulunun önerileri doğrultusunda acilen uygulanmaya başlanmalıdır.

Devlet, evlerinde hala bilgisayar ve internet erişimi olmayan dar gelirli ailelere derhal hibe yoluyla bu alt yapıyı sağlamalıdır.

Yüz yüze eğitim konusuna aşırı merkeziyetçi yaklaşılmamalı ve okul açma kararı yerleşim yerlerindeki vaka görülme yoğunluğu dikkate alınarak yapılmalıdır. Sağlık Bakanlığı, kamuoyuna coğrafi temelli korona istatistiklerini açıklamalıdır.

Daha önceki karantina döneminden farklı olan bu kez velilerin işe gidecek olmalarıdır. Bu nedenle küçüklerle ilgili eğitim kurumları açık kalmalıdır. Avrupa ülkelerinde pandeminin en yoğun olduğu dönemde çalışmak zorunda olan ailelerin çocukları için eğitim kurumları özellikle ana okulları, okul öncesi ve ilkokullar açık kalmıştır.

Gerektiğinde ve imkanlar dahilinde tekli öğrenim yapan okullar ikili öğretime geçirilmeli ve öğretmen atamaları yapılmalıdır.

Temizlik eskisinden çok daha fazla önem arz ettiği için okullara acilen yardımcı personel alınmalıdır.

Kullanılmayan kamu binaları derslik olarak kullanılabilmelidir.

Eğer mecbur kalınırsa imkanlara bağlı olarak taşımalı eğitim sonlandırılıp köy okulları açılmalıdır.

Üniversitelerde uygulamalı derslerin çok dikkat edilerek yüz yüze, bunun haricindeki derslerin ilk dönemde ağırlıklı olarak online eğitimle, ikinci dönemin ise pandemideki gelişmelere göre tasarlanması gerekmektedir.

Anaokulları ve 1-4 sınıfların ikili eğitim imkanları da kullanılarak normal yüz yüze eğitim yapmaları dünyada olduğu gibi bizde de mümkün görünmektedir.

5. ve 8. sınıflarda matematik, fen ve uygulamalı dersler yüz yüze, diğer teorik dersler online yapılmalıdır.

8. ve 12. Sınıflarda matematik, fen ve uygulamalı dersler yüz yüze, diğer dersleri online eğitimle yapılmalıdır. Hazırlık kursları da küçük sınıflarda bu kapsamda ele alınmalıdır.

Yüz yüze yapılacak derslerde bütün koruma önlemleri alınmalı ve özellikle gurup halinde yapılan faaliyetlerden sakınılmalıdır.

Covid-19 semptomu gösteren öğrencilere en kısa zamanda test yapılmasını temin edecek idari ve teknik düzenlemeler acilen yapılmalıdır.

Devlet pandemi dolayısıyla finans güçlüğü çekecek özel öğretim kurumları ve vakıf üniversitelerine yardım etmelidir.

Bütün bunların yapılabilmesi için Milli Eğitim Bakanlığına ek bütçe tahsis edilmesi önemli ve zaruridir. Derhal tahsisi gereken böyle bir bütçe olmaksızın Milli Eğitim Bakanlığının virüsle mücadele etmesinde başarı beklemek beyhudedir.

Bu salgının hem beklediğimizden uzun hem de bundan sonra gelmesi mümkün diğer salgınların habercisi olduğu bilinciyle geleceğe hazırlıklı olabilmek için gereken bütün tedbirleri şimdiden almalıyız.

 

Kamuoyuna saygıyla arz olunur.

 

GELECEK PARTİSİ

 

EĞİTİM POLİTİKALARI KURULU